Kendine Ayna Tutmak - Çocukla İyileşmek

WhatsApp
Facebook
Twitter
Telegram
Email
Print

“Bir çocuğu büyütmek, kendini büyütmektir”

Yankı Yazgan

İnsan dünyaya geldiğinde muhtaçtır. Hayatta kalması için anne ve babasına ihtiyaç duyar. Anne-babasının tutum ve davranışları, içine geldiği aile, yaşadığı çevre ve birlikte olduğu insanlar çocuğun hayatında izler bırakır. Ruhunda ve bedeninde bu izleri biriktirerek büyüyen çocuk, izlerin etkisiyle bir dünya görüşü oluşturur, belirli davranış ve tutumlar geliştirir. Böylece kişiliğinin temelleri atılmış olur. Bundan sonraki hayatını bu temeller üzerine inşa eder, bu temeller üzerinden olayları değerlendirir, kendisi ve diğer insanlarla ilişkiler kurar.

Hayatımızda yer alan izler her zaman hoşa giden, kabul edilebilen türden olmuyor. Hatırlanınca rahatsız eden bu izler, küçük yaştan itibaren bedenimizde ve ruhumuzda kendine kuytu bir köşe bulur, bir çocuk gibi orada saklanır ve oradan seslenmeye, hayatımıza yön vermeye devam eder. O yaralı çocuğun sesini duymamak için genellikle onun üstünü örtme eğiliminde oluruz. Ancak o her zaman yerindedir ve fırsatını buldukça sesini bize duyurur. Üstünü örttüğümüz, hatırlamak istemediğimiz, bizi ürküten, korkutan içimizdeki bu yaralı çocuk, anne baba olduğumuz zaman üzerindeki örtüyü kaldırır ve kendini güçlü bir şekilde hatırlatır. Sanki dünyaya getirdiğimiz çocukla birlikte kendisi de yeniden dünyaya gelir ve bize “Çocuğuna gösterdiğin şefkati, merhameti, korumayı bana da göster” der. Bu vakitlerde kişinin onunla ne yapacağı önem taşır. Onun üstünü yeniden örtmeye mi çalışacak yoksa cesaretle yaralı çocuğu kabul edip yaralarını sarmaya mı çalışacak?

Herkesin içindeki yaralı çocuğun sesi birbirinden farklıdır. Kimisinde yeterince sevilmediğinden bahseder, kimisinde yeterince takdir görmediğinden, kimisinde acımasızca eleştirildiğinden, kimisinde kursağında kalan hayallerinden, kimisinde çatık kaşlı babasından, kimisinde utandıran kardeşlerinden, kimisinde arkadaşları tarafından kabul edilmemesinden… Öncelikle içimizdeki sese kulak vermeli, onun ne demeye çalıştığı anlamalıyız. Aksi takdirde kendi hikayemizi çocuğunun hayatında temize çekmeye başlarız. Ve bu bilinç düzeyinde gerçekleşen bir süreç değildir.

Kendi iç sesimizin ne olduğunu öğrenmenin ilk yolu, çocuğumuza aşırı verdiğimiz, adeta yığınak yaptığımız şeyi fark etmekten geçer. Anne baba kendi özgüvensizliğini, çocuğunu özgüvenli yapmaya çalışarak, kendi değersizliğini çocuğuna aşırı önem göstererek, değer vererek, kendi yetersizliğini, çocuğu yeterli olsun diye kurslara, özel okullara göndererek, kendi kazanamadığı okulu, çocuğu kazansın ve orayı tercih etsin diye yönlendirerek, kendisine gösterilmeyen sevgiyi, çocuğun her istediğini yaparak, kendi çatık kaşlı babasından alamadığı sevgiyi, sınırsız sevgi göstererek iyileştirmeye çalışır. Tabi ki her anne baba çocuğunu sever, öz güvenli olmasını, iyi okullarda okumasını ister. Kendi yaralı çocuklarını iyileştirmeye çalışan anne babalarda ise bu durumun kısıtlı özelliklerde, aşırı bir şekilde karşılamaya çalıştığını unutmayalım. Bir yerde aşırılık varsa zıddını telafi etme vardır.

İç sesimizin ne söylediğini anlamanın bir diğer yolu, çocuğunda beğenmediğin, hoşuna gitmeyen, onda görünce seni rahatsız eden özelliklerin ne olduğudur. Kendisi sessiz ve silik bir karakterde olmasından dolayı eleştirilen anne baba, çocuğu sessiz olduğunda bundan rahatsızlık ve öfke duyar. Çünkü kendi yarası kaşınmıştır, çocuğu yarasını hatırlatıyordur. Çocuk bu şekilde dünyaya gelişiyle anne ve babasına ayna tutarak yaralarını şifalandırma imkanı sağlar.

Dünyanın en zor işidir kendine ayna tutulmasına izin vererek yaralarını iyileştirip kendin olmak. Korkmamak değildir, korkunu görerek, Korkuna rağmen bizzat kendinin üzerine gitmektir. Seni sen yapan bütün hazin ve neşeli izleri fark etmek ve ardından onları kabul etmektir. Kendi çocuğunu şefkatle kollarına alıp güzelce beslediğin gibi içindeki yaralı çocuğa da şefkatli bir ebeveynlik etmektir.

Shopping Basket