Niye Bunlar Hep Benim Başıma Geliyor

WhatsApp
Facebook
Twitter
Telegram
Email
Print

Banu Yaşar Hocam’a

Zannediyorum ki dünyada ve çevremizde en çok duyduğumuz cümle kalıplarının başında “Niye bunlar hep benim başıma geliyor” cümlesi yer alıyordur. Akabinde de genelde şu cümlelerle devam edilir: “Ben nerede yanlış yapıyorum? Hep aynı tip insanlar da beni buluyor. Bu adam bana babamı hatırlatıyor. Ne yapsam olmayacak. Yine başıma bunlar gelmeye devam edecek…”

Evet, “bunlar”la yüzleşmedikçe, “bunlar”ın kaşıdığı yarayı kapatmayıp, tetiklediği ben’i yok saymadıkça yine bunlar başıma gelmeye devam edecek. Niye bunlar hep benim başıma geliyor cümlesi aslında Yaratıcının bize bir hediyesi. Bize yaralarımızı gösterdiği, bizi tetikleyen “bunlar”dan kurtulmamızı sağlayıp daha özgür hâle getirme hediyesi. Çoğu zaman bu hediyeyi reddetme eğiliminde oluruz. Yaratıcı ise çeşitli formlarda hediyeyi tekrar tekrar bize gönderir. Sanki “bak bu seni tutan pranganın anahtarı, al ve özgürlüğüne kavuş der” gibi.

Niye bunlar hep benim başıma geliyorlar’ımız bize prangalarımızın ne olduğuna işaret eder. Kimimiz için düzen, sorumluluk, kurallara uymak o kadar önemlidir ki sorumsuz, sistemi olmayan, kuralları çok da önemsemeyen insanlar hep bizi bulur. Kimimiz için fiziksel konfor o kadar önemlidir ki yerinde durmayan, aksiyonu seven insanlar bizi bulur. Kimimiz için insanlarla yakın ilişkide bulunmak o kadar önemlidir ki mesafeli duran, ketum insanlar bizi bulur. Kimimiz kendinde sevmediği, rahatsız olduğu ve kınadığı davranışları çocuklarında, eşinde görür.

Yaratıcı, bize “bunlar”ı hediye göndererek, hayat senin sandığın kadar da kurallardan oluşan sistematik bir yer değil, kendini âna bırak; her zaman insanlarla olman, onların hep seni sevip ilgi göstermesi mümkün değil, biraz yalnız kalmayı öğren; hayatta her zaman konfor yok, rahat olman için rahatsızlığı geçmen gerekli diye mesajlarını iletir. Peki ben bu mesajların ne kadar farkındayım ve onarmak için neler yapıyorum? Kendime bakmak benim için nasıl bir şey?

Herkesin yaraları var. Önemli olan onunla ne yaptığım, onu neye dönüştürdüğümdür. Onu alıp beni büyüten, özgürleştiren bir şeye mi dönüştüreceğim yoksa onu görmezden gelip sürekli yaramı kanatmasına izin mi vereceğim. Üzerini örttüğümüz her şeyin altında kalırız. Biraz canınızın yanmasına izin verirseniz canınızın yanması geçecek. Asıl korku kaçmanın kendisidir.

Gelen mesaja bakmak her zaman kolay değildir. Hele ki yeni başlıyorsam. Bu yaşıma kadar yaralarımdan kaçmak için kullandığım savunma mekanizmalarımı, onunla yüzleşmemek için kullandığım baş etme yöntemlerimi değiştirmek kolay olmayacaktır. Çünkü altından ne çıkacağından emin değilimdir, yüzleşmeye hazır mıyım bilmiyorumdur, korkuyorumdur ya da yaramın kaşındığından emin değilimdir. Ancak bir defa mesajı açmak cesaretimde bulunursam yani yaranın evrildiğine, dönüştüğüne, beni büyüttüğüne şahitlik edersem o zaman daha hafif ve daha cesur olacağım.

Mesajı, güvende hissettiğim, yargılanmadığım, kendimi yargılamadığım, kendim olabildiğim, kendim olduğumda yargılanmadığım bir ortam ve ilişkide yapabilmek iyi gelir. Bu da aynı yolculuğa daha önce birçok kez eşlik etmiş bir terapist ile daha sağlıklı olur. Terapi ortamı gerçek hayatın bir simülasyonu gibidir. O oda bazen iş yerimiz bazen evimiz bazen arkadaş ortamımız olur. Terapistimizle kurduğumuz ilişki, babamızla, eşimizle, çocuğumuzla ve kendimizle kurduğumuz ilişkiden izler taşır. Bu izleri görmek fark edip de ardına bakma cesaretini göstermek kendimize yakınlaşmamızı sağlar. Kendimize nasıl davranacağımızı öğreniriz. Aynı zamanda başkaları ile kuracağımız sağlıklı ilişkilerin de bir provasını yapmış oluruz.Böylece yaratıcının gönderdiği hediyeleri kabul etme noktasında daha şevkli ve cesur olabiliriz.

Shopping Basket